14 Ağustos 2012 Salı

"Bu Gece Ölmek Yok"

Annesi oğlunun geleceğini varsayarak en sevdiği yemekleri hazırlamıştı, karısıda çok heyecanlıydı kaç ay olmuştu kocasının göğsünde bir kaç gece daha uykulara dalabilecek kokusunu içine çekecekti, kaderin cilvesi dünyanın farklı bir sahnesinde şiddetli çatışmanın içinde kalmış bir erkek, son bir düşman son bir düşman daha deyip sadece ateş ediyor karşısındaki düşmana ölüm saçıyordu, içinden kusmak geliyor, barut kokusuna karışmış ölü kokusu dahada başını döndürüyordu bir makinaya dönüşmüştü ölüm saçan bir makina, şuan ölemezdi biten şarjörünü değiştirmek için bir kayalığa sırtını dayadı sigarasıda bitmişti, ah ne iyi olurdu bir nefes daha çekebilecek sigarası olsaydı,aslında buraya  gelmeden bırakmıştı, sağlıklı bir hayat sürecekti, ölüm makinasını tekrar ölüm kusmaya hazırladı ve siperinden doğrulup tekrar ateş açmaya başladı, tüfeğinden fırlayan kovanlardan biri kamuflajından içeri girdi, boş kovanın sıcaklığı tenini yakmıştı, peki sıktığı mermi karşısındakine saplandığında nasıl bir acı veriyordu, bir an duraksadı parmağı gevşeyip tetiği sıkmayı bıraktı, ölüm makinası durmuştu mermiler yanından vızıldayarak geçip gidiyordu, öylece dona kalmış gözleri boşluğa dalmıştı, taki mermilerden biri bacağını sıyırıp canına kast edene dek, acı bir haykırışla siper aldığı (o anki can yoldaşıydı)  kayanın dibine sıçradı, aceleyle bacağını kontrol etti merminin sıyırıp gittiğini anlayınca derin bir titremeyle ensesinden soğuk terlerin indiğini hissetti, kayanın dibinde biraz soluklandı, silah sesleride iyice azalmıştı bulunduğu yerden doğrulup ordan sağ çıkması için ölüme meydan okumaya devam etmesi gerekiyordu, bu gün karısıyla yaptığı telefon görüşmesinde mis kokusunun nasılda burnunda tüttüğünü ve yarın yanında olacağının sözünü verdiğini aklına getirdi, bu düşünce canını merminin yaktığından daha fazla yakmıştı, gözleri buğulandı, ya dönemesse, ya sözünü tutamazsa, ruhsuz bedeni bir tabutta gönderilirse.

-"Tabutta gönderilmiş bir koca" diye düşündü
-"Ne işe yararki,"


-Unuturmu beni? Unutacak tabi,
-Tabutla yatağa girilmez!
-Sarılıp uyunmazda,
-Benden önce yalnız uyuyamazdı.
-Peluş ayısına sarılmadan, ışığı açık bırakmadan dalamazdı
-Onlara gerek kalmadan benle dalmıştı rüalara
-Şimdi kiminle uyuyacak?
-Sabah ilk kalktığında onu kim görecek?



Bu düşünceler onu birden hırslandırdı, -"Bu gece ölmek yok, en azından bu gece", diye düşündü. Ölüm onu sadece karısının dizlerindeyken alıp götürmeliydi, olacaksa romantik bir ölüm olmalıydı. Can yoldaşı olan kayayla vedalaşıp silahına sımsıkı sarılıp siperden fırladı, onun yaşaması için ölmesi gereken canlar vardı, tüfeğiyle ölüm kusmaya devam etti, karşı taraftan artık karşılık gelmiyordu, yerde sürünerek düşman siperine kadar ilerledi, gördüğü manzara içler acısıydı, siperin içi kan revan içindeki ölülerle yığılıydı, siperden içeri atladı, çok temkinliydi, tüfeğin ucuyla cansız bedenleri dürtüp sağ kalan varmı yokmu diye kontrol etmeye başladı, diplerden mırıldanmaya benzer bir ses geldi, sese doğru ilerledi, on dokuz yaşlarında henüz sakalları bile çıkmamış bir gençti mırıldanan, son nefesini vermek üzere olan bir insan, ölmek üzere olan genç eliyle yaklaşmasını işaret etti, Szpilman dizlerinin üzerine çömelerek çocuğun dediklerini anlamaya çalıştı, ağzından kan gelen çocuk cebinden kana bulanmış küçük bir fotoğraf ile bir mektup çıkartıp Szpilman'a doğru uzattı, şaşkın ve hüzünlü bakışlar içinde elleri titreyerek çocuğun verdiklerini alan Szpilman çocuğun son nefes verişini  izleyemeden kendini siperden dışarı attı, sırt üstü çimenlerde yatıp gökyüzündeki yıldızlara bakmaya başladı. Birden bire bir sürü düşünce beynine hücum etti, acaba mektupta ne yazıyordu, fotoğraftaki kız kimdi, neden ona verilmişti.......

10 yorum:

  1. Çok güzel olmuş. Fotoğraftaki kız kimdi acaba? Sevgilisi mi, kendisinden başka kimsesi olmayan kız kardeşi mi?

    YanıtlaSil
  2. Bir de birinin mutlu olabilmesi için başkasının ölmesi mi gerekiyor? Bu da yaşam hırsızlığı değil mi, başkasının hayatını, başkalarının mutluluğunu çalıyorsun aslında. Kendi mutluluğuna ekliyorsun. Ama bunu bazen mecburen yapmak zorunda kalıyorsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. erkek olmadıkça anlamanızın zor olduğunu düşünüyor ama düşüncenizin ve sorduğunuz sorunun iyi niyeti gerçekten açık ve net.. sadece nevarki, erkek eğer evine dönecekse bunun için gereken herşeyi yapmaya göze alır bazen, berbat bi duygu ve haklı olduğunuda asla iddia etmiyorum ama savaşın iğrençliği öldürmeden hayatta kalamamaktan geliyor.

      Sil
    2. pardon "düşünüyor" kısmı "düşünüyorum" olacaktı eksik çıkmış.

      Sil
    3. Evet belki erkek olmadığım için anlayamıyorum bu durumu.

      Sil
  3. bu arada eline sağlık kardeşim yazın çok güzel, ben başka bir blogumda bir askerin hayatını anlatıyorum, ya kısa hikaye ya da roman tarzında olucak, zamanı geldiğinde blogumu aktifleştiricem sana da yollarım okursun, kafa yapılarımız benzeşiyor ciddi anlamda, bakarsın bir gün birlikte birşeyler yazmaya başlarız, kendi adıma söyleyeyim inan bana çok mutluluk ve haz verir. U.E.

    YanıtlaSil
  4. Arkadaşlar değerli yorumlarınız için teşekkür ederim, savaşın mide bulandırıcı, duygu karmaşası olduğunu belirginleştirmek istedim, bazı kısımlar biraz rahatsız edici olmuş olabilir.
    Aslında Szpilmanın bu durumdan hayli rahatsız olduğunu anlatmaya çalıştım umarım fark ettirebilmişimdir.

    Özlem evet hak veriyorum başkasının mutluluğu için birilerinin ölmemesi gerekir ama dünya bu hale gelmiş malesef,

    Uğur Böceği aynı mutluluk benim içinde geçerli olur teşekkür ederim,

    Safransarı bloguma hoşgeldin, şereflendirenler listem gitgide artıyor bu beni hem mutlu hemde tedirgin ediyor, çünkü siz arkadaşlarımın bloglarını hergün takip etmeye çalışıyorum, inşAllah herkeze gereken alakayı gösterebilir ve mahçup olmam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sen kendine has olmaya devam ettikçe biz hep takibinde ve arkandayız kardeşim, başarılarının devamını diliyorum.

      Sil
  5. Birileri ölür birileri geride kalır...Birileri de hayatta kaldığına sevinir ? :/ Etkileyici bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil