18 Ekim 2012 Perşembe

"Bir Alex Değil"

“Kel kafasıyla çelimsiz bir kopil gibi duruyor formanın içinde. Gözlerindeki cin ışıltısını görmeseniz, başının üzerindeki halenin farkına varmasanız, futbolcu endamıyla dikkatinizi çekecek biri değil. Zaten çok zaman kuytularda eğleşir, eski sıkıyönetim lisanıyla: ‘boşta gezer bir kişidir’. Ama hiçbir şey yapmasa bile, güdümlü frikiklerle, tek vuruşlarla iş bitirir. Böyle gol arsızı orta saha oyuncusu az bulunur. Uzak mesafeli pütürsüz şutları da var, eski nesil beleşçilere mahsus pis burunları da. Asistler amiri: Takım arkadaşları, onun böğürtlenli paslarını sürpriz doğum günü pastası misali önlerinde bulabilirler her an. Coğrafya bilgisi: Karşısındaki piyadelerin hiç bakmadığı bir istikamete dönüverip topun iskânına yeni alanlar açışını izlemek, etkileyici.
‘Hiçbir şey yapmasa bile…’ yaptığı bütün bu işlere rağmen, ‘hiçbir şey yapmıyor olduğu’ kuşkusu hep takip etti onu.
Parma’daki iki başarısız yılın ardından Cruzeiro Belo Horizonte’de oynar ve bol tutulan milli takım kadrosunda yer alırken, Brezilya’da Alexotan lakabını takmışlardı ona. Uyku ilacı Lexotan’tan mülhem.
Pek cool durmasıyla ilgili bir latifeydi bu biraz da. Sadece cool değil; burnu düşse almaz bir hali de yok mu Alex’in? Basbayağı nadan. Faul için özür dileyenin bile yüzüne bakmaz. Rakiplerini hiç görmüyor gibidir. Banu Yelkovan’ın geçen haftaki yazısında bahsettiği gibi, işine odaklanmaktan, konsantrasyon cezbesinden ötürü mü acaba? Yoksa oligarşik Fener mütehakkimliğiyle taçlanan bir tür kibir mi?
Coşkun bir hırsla kendinden geçtiği anlar da var pekâlâ. Hakemi bağıra çağıra azarlarken... Bir de gollerde. Bütün çehresi ve elleriyle kollarıyla, Tardelli stilinde kutlama yapar. Müstesna gollerinden sonra Saracoğlu Stadı kale arkası çaprazındaki inananlarına koşuşu, empresyonist bir tablo: ‘Kralex tebaasını selamlıyor.’
Yaptığı iş üzerine, oyun üzerine düşünen biri. Lafı sözü dinlenir biri, belli. Teferruatlı maç analizlerini dinlemek isterdim.
Pek üstün yetenekli denemeyecek bir takım arkadaşını idmanda alaycı bir hiddetle, ‘Bak bu top’ aşamasından başlayarak, meslek öğrenmeye davet ettiğini anlatmışlardı. Bilmem doğru mudur? Her halükârda, ‘işi bilmeyenlere’ ve öğrenmeyi ciddiye almayanlara tahammül edemeyen bir zanaatkâr asabiyesini yakıştırabiliriz ona...”

Tanıl Bora - Radikal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder