28 Aralık 2012 Cuma

"Muhammad Ali Clay"

 17.01.1942'de ırkçılığın had safhada olduğu Kentucky'de doğdu. (1962'ye kadar zenci ve beyazların otelleri, lokantaları ayrıydı) fakir bir ailenin çocuğuydu. Otobüse binecek kadar bile parası olmadığından otobüsün yanında koşar, neden böyle yaptığını soranlara ise 'kondüsyonumu koruyorum' diye cevap verirdi. Giysileri yardım derneklerinden alınmaydı.12 yaşındayken en yakın arkadaşıyla birlikte, bisikletleriyle, panayıra gider. Panayır dönüşü bisikleti yerinde yoktur. O sırada boks salonunda olan polise şikayet için gittiğinde, boks salonunun atmosferinden çok etkilenir. Salondan çıkarken polis kendisine, salonda çalışabileceğini söyler ve Ali'nin boks hayatı başlamış olur.


  Ben bütün zamanların en iyisiyim
 Bill Cosby ile araba kullanırken,


Şampiyonlar salonlardan çıkmaz. Şampiyonlar içlerinde tutku, hayal ve amaç olan insanlardan çıkar.

 Bob Dylan'la

Ben boksun Elvis'iyim.

O kadar hızlıyım ki, odamda ışığı söndürmeye kalktığımda, ışık sönmeden oturduğum yere dönebiliyorum

Ben en iyisiyim. Bunu gözlerimle görmeden önce de söylüyordum. Sakın bana şu işi yapamazsin demeyin. Olanaksız olduğunu anlatmayın. En iyisi olmadığımı söylemeyin. Ben en iyinin de iyisiyim !

James Brown'la

Cassius Clay, 1960 Roma Olimpiyatları'na katıldığında 18 yaşındadır. Genç boksör rakip tanımaz ve hafif ağır sıklette olimpiyat şampiyonu olur. Fakat altın madalyasını sadece 2 gün taşır.  Roma’dan ülkesine Olimpiyat Şampiyonu olarak dönen siyahi boksör Ohio’da yemek yemek için girdiği bir lokanta da sadece beyazlara servis yapıldığının söylenmesi ve kendisine yemek verilmemesi üzerine Amerika'nın bu madalyayı hak etmediğini düşünür ve madalyasını Ohio Nehri’ne atar. O madalya bir daha bulunamaz. Fakat 1996 Atlanta Olimpiyatlarında Parkinson hastalığına rağmen Olimpiyat meşalesini taşıyan Muhammed Ali’ye Amerikan Basketbol Takımı Ohio Nehri’nde kaybolan madalyanın yerine yeni bir madalya verir. 


The Beatles

Şampiyon olduğum zaman,eski kot pantolonumu üzerime geçirip,eski bir şapka takıp,sakal bırakarak,beni kimsenin tanımadığı bir kasabanın sokaklarında yürüyüşe çıkacağım ve beni, sadece ben olduğum için sevecek bir insan bulana kadar da yürüyeceğim. Bulduğumda da onu 1 milyon dolarlık arazime tepeden bakan 250bin dolarlık evime götürüp, cadillac arabalarımı, havanın yağmurlu olduğu günlerde kullandığım kapalı havuzumu göstereceğim ve ona 'işte bunların hepsi senin,çünkü beni ben olduğum için seviyorsun' diyeceğim...


 Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım.

Elvis Presley




CNN muhabiri : sn. Muhammed Ali, bu dehşetin meydana gelmesine sebep olan teröristlerle aynı dinin bir mensubu olarak neler hissediyorsunuz?
Muhammed Ali: Siz (!) Hitler ile aynı dini paylaşan bir mensup olarak neler hissediyorsanız aynısını."
İkiz kulelere saldırının ardından


27 Aralık 2012 Perşembe

"Kimbra"

Karşınızda KİMBRA evet kumbara çıkacak gibi oluyor ağızdan. Amy Winehouse gibi olmasından korkuyorum ama öyle bir tarzıda yok hani çok şükür, dövmesi olmayan şarkıcı görmeye alışık değil bu gözler. Pırıl pırıl ve billur gibi ses, insan daha ne ister. 22 yaşında henüz, 27 yaş lanetine de daha var. Blue eyed soul tarafına güçlü bir ses daha eklenmiş oluyor Kimbra'yla. Yeni Zellanda'yı kutluyoruz bu güzel sesi aramıza kazandırmaya vesile olduğu için, şarkı paylaşıp (Sözüm Meclisten Dışarı)Feysfuck'a dönüştürmek istemiyorum blogu, artık sizin güzel ellerinize bırakıyorum Yutup neyim bulursunuz...



24 Aralık 2012 Pazartesi

"Güneşin Göz Yaşları"

Günün her saati gün batımı gibi olsaydı, ama güzel şeyler hep kısa sürer öyle değilmi..

20 Aralık 2012 Perşembe

"Nerede Bu Aşk?"


Ya hepimiz aşkı arıyor, aşkı diliyor, dilenir gibi aşk dileniyoruz. Peki nerede bu aşk, bulması bu kadar zor mu ? Bu kadar aşksız insan varken hala aşkı bulamamak bizim mi aşkın mı suçu ?  Sevmeyi mi bilmiyoruz , sevilmeyi mi hak etmiyoruz, varsa çözebilecek beri gelsin.

19 Aralık 2012 Çarşamba

"Capitalism"

1. Kat - Sizi Yönetiyoruz..Vekiller..
2. Kat - Sizi kandırıyoruz. Ruhban sınıfı..
3. Kat - Size ateş ediyoruz. Paralı Askerler..
4. Kat - Sizin yerinize yiyoruz.. Burjuva
5. Kat - Hepiniz için çalışıyoruz. İşçi Sınıf

1911 yılında yayınlanan bir poster. Anlaşılan çok da bir şey değişmemiş.! Birilerinin üstüne basarak yukarılara çıkan insanlar günün birinde paldır küldür yere kapaklanmaya mahkumdur.

18 Aralık 2012 Salı

"Elimizde Sınırlı Sayıda Mutluluk Kaldı"


Yılbaşı yaklaşıyor malumunuz fazlaca tartışma yaşanacak yine, hediyeler kutlamalar falan gırla, yalnız olmayanlar için güzel bir gece ama ben başka birşeyler zırvalıcam size platonik olmanın farklı yanlarından bahsedeceğim. Hoşlanırsın, gözlerinin içi güler ama utanmana gerek kalmaz o seni göremez bilemez, yanaklarının kızardığını göremez mesela, bir şeyler paylaşırsın, aslında o herkezle paylaşır ama sen şahsi bir benimsemişlik yaşarsın, sevdanı kendi kendine yaşadığın için fazla canın yanmaz, beklenti içinde olmadığın için hayal kırıklıkları da olmaz, platonik olmak sınırlarının olması demektir. Çok fazla hayal kuramassın, seni bilmiyor tanımıyor. Mum ışığında kendi kendine oturur alevin dansını kendi kendine izlersin, martılara simit ikram ederken bile kendi kendine kikirdersin =) Sadece kendi kendine mutlu olursun, Sınırlı mutlulukların adamı olursun...

 

"T2 vs RoboCop Figure"


Kardeşim bu şeylere düşkün olduğumu bildiği için yurt dışından dönerken valizine atıvermiş RoboCopcukla Terminatorcüğü. İnsan ister istemez kaptırıyor kendini, çocuk olsam bayılırdım herhalde, gece yarılarına kadar yatmaz, televizyonda filmlerinin başlamasını beklerdim hey gidi günler. Şimdi herşey elimizin altında masamızda, odamızda. Filmlerini bile izleyip nostalji yaptık, zaten benim gibi bir adamın film arşivinde olması gereken filmler bunlar. Holivudun altın çağları. Bende mini bir fotoroman yaptım, orta karedeki baloncuklarımız boş buralara istediğiniz repliği yazabilirsiniz eğlenceli olur(Anarschi baloncuk kısmının fikir babası bu arada) yani çaldım ondan. =)


17 Aralık 2012 Pazartesi

"Yüzümü Gözümü Mıncırsan yaa"

Normalde sevmediğim şeylerdir elle şakaymış, mıncırmaymış ama sevdicek yapınca insan kızamaz herhalde...

"The Time Traveler's Wife"


Bu filmi de ağlayarak izledim arkadaş, adamlar ağlatmak içinmi film yapıyorlar yoksa benmi aşırı duygusalım bu aralar anlamadım. Audrey Niffenegger ‘in 2003 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan ve Brad Pitt'in yapımcılığını üstlendiği bir film kötü olamaz ama daha da güzel olamazmıydı diye düşünmeden edemiyorum, çünkü zaman kavramıyla alakalı diğer filmlerden daha farklı bir konu işleniyor filmimizde. Filmi Christopher Nolan çekse ve senaryoya birazda katkıda bulunsa ortaya nasıl birşey çıkardı bilemiyorum =) Zaman içinde yolculuk yapabilme özelliğine sahip olan Henry(Eric Bana) bu özelliğini kontrol edememe gibi bir handikapa sahip, ansızın ortadan kaybolup geçmişe ya da geleceğe ışınlanabiliyor. Işınlandığı tarihe çıplak olarak ayak basması ayrı bir zorluk, ışınlandığı yer hayvanat bahçesindeki bir aslan kafesi bile olabilir. Filmimize duygusal boyutu ise Clare(Rachel McAdams) katmaya başlıyor. Clare küçük bir çocukken Henry'le tanışıyor ve ona aşık oluyor, tanıştıklarında Clare 6, Henry 36 yaşındadır. İkisi gerçek zamanlarında tekrar karşılaşıncaya kadar Henry, Clare’ı delikanlı ve yaşlı bir adam olarak ara ara ziyaret eder. O’nun koruyucusu, sırdaşı, arkadaşı olur. Bir nevi Henry Clare'nın masallardaki gizemli kahramanı olur, Clare güzel bir kadın olup Henry'le gerçek zamanda tanışınca filmimiz tam manasıyla başlamış oluyor. IMDb 7/10

                                                        





13 Aralık 2012 Perşembe

"Öldürülen Çizgi Roman Kadınları"

BUZDOLABINDAKİ KADINLAR

Bu “Buzdolabındaki kadınlar” terimi Türkiye’de pek bilinmemesine rağmen 2000li yıllarda Amerika’da bayağı büyük bir ses getirmişti.

Nedir “Buzdolabındaki Kadınlar” ?

1999 yılında, bir grup çizgi roman yazarı olmayan çalışan bayan amatör yazarın, çizgi romanlarda kadınlara karşı gösterilen lüzumsuz şiddeti protesto ettikleri bir internet sayfasıdır. Sayfanın kurucusu, şu anda DC’de bir yazar olarak çalışan o zamanlarsa yazar olmak için çabalayan Gail Simone’dur. Sayfa ilk başlarda bir feminist hareket olarak gözükmesine rağmen, aslında sırf ana erkek kahraman motive olsun diye çizgi romanlarda kadınlara karşı kullanılan gereksiz şiddeti protesto eden bir sayfadı

Resim 1 : Sayfaya adını veren kare . Green Lantern eve gelir ve Alex’i parçalanmış bir şekilde buzdolabında bulur.

1999 yılında Gail Simone çizgi romanlarını karıştırırken, beş sene evvel yayınlanan “Green Lantern” çizgi romanının 54 sayısında huzursuz edici bir detaya rastlar. Çizgi romanda son sayfalara doğru çiçeği burnunda süper kahraman Kyle Rayner’ın kız arkadaşı olan Alex’in öldürüldüğünü ve de cesedinin parçalanıp buzdolabına konduğunu görür. Bu buzdolabındaki parçalanmış ceset durumundan çok rahatsız olan Simone, kendi gibi yazar olmak isteyen bazı arkadaşlarına bu konudan bahseder. Bunun üzerine çizgi romanları incelediklerinde, senaryolarda çok fazla kadın karakterlerin öldürüldüğünü fark ederler. Simone bunun üzerine Green Lantern’in kız arkadaşına ithafen “Women in Refridgerators ( buzdolabındaki kadınlar)” adında bir web sayfası açar ve , lüzümsuz yere öldürülen kadınlardan oluşan listeyi , bir sürü çizgi roman sayfalarına ve de bu tarz senaryo yazan çizerlere gönderir. İlk başta sırf protest bir hareket gibi görünmesine rağmen esasında Gail Simone’un amacı başkadır. Simone “Benim amacım feminist bir hareket yaratmak değil. Çok basit, eğer çizgi romanlarda sürekli kadınlar öldürülürse , kadınlar çizgi roman okumayacaktır.” demiştir. Amacı, zaten az kadın okurun bulunduğu piyasada kadın sayısını azaltmamaktır.

Gail Simone
Gail Simone ve arkadaşlarının bir liste çıkardıklarından bahsetmiştim. Liste sadece çizgi romanlarda ölen kadınları kapsamaz, genel anlamda çizgi romanlarda zarar gören tüm kadınları kapsar. Listeden bazı isimlere örnek verelim ;

İlk Bat-girl : Joker tarafından sakat bırakıldı ve aşağılandı.
Savage Dragon’un kız arkadaşları : Kesinlikle çizgi roman dünyasında birlikte olunması gereken en son adam. Tüm kızarkadaşları ya öldü, sakat kaldı, tecavüze uğradı, dayak yedi, kaçırıldı ya da çocuk düşürdüler.
X-Men’lerden Domino : Kaçırıldı ve işkence gördü.
Daredevil’den Karen Page : Uyuşturucu bağımlısı oldu, AIDS hastalığına yakalandı ve para kazanmak için porno filmler çevirdi, en sonunda da öldü.
Avengers’dan Mockingbird : Kaçırıldı, halüsinejik uyuşturucularla beyni sulandırıldı ve normalde sevmediği bir adamla beraber oldu. Kafası düzelip de adamı yakalayıp cezasını verdiğinde kocası tarafından terk edildi.
Walking Dead ‘den Michonne : Defalarca tecavüze uğradı, ve tecavüz edilirken aynı anda şiddete maruz kaldı.
Liste uzar gider ve yüzden fazla kadın çizgi roman kahramanını kapsar. Unutulmamalı ki bu liste 1999’da yazılmıştır, geçen on senede bu listeye daha çok fazla kadın eklenmiştir.


 Gail Simone bu listeyi çizgi roman senaristlerine de göndermiştir. İlk başta çok yanıt almazken, web sayfasının hem “Wizard” dergisinde hem de birkaç gazetede listelenmesi üzerine okuyucular yazarları mail bombardımanına tutarlar. Bundan sonra yazarlardan geri dönüşler alınmaya başlanır. Simone bu yanıtları da web sayfasına koyar.

Yazarlardan bazıları Simone’u konuyu çarpıtmakla ve radikal feminist bir harekat gütmekle suçlar, bazı yazarlar yorumsuz durur, bazıları da Simone’u haklı bulurlar. Ama çoğu kendilerini haklı çıkarmaya çalışırlar. Yine de bazı yazarlar Simone’a hak verirler ve bundan sonra senaryolarında daha dikkatli davranacaklarını belirtirler. Bu web sayfası ve makaleler o kadar ilgi uyandırmıştır ki, artık çizgi roman okuyucularının kullandığı jargonda yerini almıştır ve arkasında çok güçlü bir neden olmadan vahşice öldürülen, ya da zarar gören bir kadın olursa, artık onun “buzdolabındaki kadınlar sendromu”’na yakalandığı söylenmektedir.
Şahsi fikrimi soracak olursanız, ben de Green Lantern’daki Alex’in ölümünü çok gereksiz buluyorum. Kyle Rayner’a dikkatlice bakalım. Kız arkadaşıyla sorunları olan, sürekli resim çizerek para kazanmaya çalışan, sorumsuz ve de kendisine bahşedilen büyük gücü hakkedip etmediğini sorgulayan bir kişilik görürüz. Bu aynı zamanda 80li yıllardaki Peter Parker’in kişiliğine çok benzemektedir. Peter Parker güreşçiliği bırakıp kahraman olması için amcasının ölmesi gerekmişti. Tahmin ediyorum ki buradaki yazar da, Kyle Raynor’un hem sorumluluk üstlenmesi hem de Darkstar Donna ile bir ilişki yaşaması için Alex’i öldürdü. Ama üstünde uğraşılsa daha az vahşi bir senaryoyla bunu çözebilirdi.



Buzdolabindeki kadınlar web sayfası 1999 yılında, tam “bad girl” furyasının sona erdiği zamanda ortaya çıkmış ve yazarları yeni fikirler bulmaya zorlamıştır. Gail Simone daha sonra kendisi de DC yazarı olmuştur ve senaryolarında özellikle kadınları daha güçlü rollere sokmuştur. Bu web sayfası zamanla el değiştirmiş, ama şu anda hala internette bir arşiv olarak durmaktadır. İlginizi çekerse, özellikle yazarların verdiği cevapları okumanızı tavsiye ederim. Benim en çok hoşuma giden yanıtlardan biri, yazar Steven Grant’in verdiği sofistike cevabın içinde bulunan bir satırdır.

“Bir kaç yıl önce bir çizgi roman okudum ve yeni bir kural konması gerektiğini anladım. Hiç bir erkek yazar, en az bir kez bir kızla çıkmadığı takdirde bir kadın karakter hakkında yazmamalı.”

İlgilenenler için web sayfası linki : http://www.unheardtaunts.com/wir/index.html

Tunç PEKMEN
Nisan 2011


Uyarı: Bu Yazı "Uzun John" adlı Çizgi roman inceleme sitesinden alıntıdır. Site Domain süresi yenilenmediği için görüntülenememektedir.

"Teoman'ı Anlamak"


Biraz Teoman'dan bahsedicem. Ben çok severim Teoman'ı, ülkemize gerçekten güzel eserler sunduğunu düşünüyorum ve savunuyorum, çok iddalı  bir şey daha söyleyeyim, böyle bir sanat adamının en büyük şanssızlığı bu ülkede doğmasıdır. Bu düşüncem bir kaç sanatçımız içinde geçerlidir. İngiltere'de falan doğsa dünyaca tanınan bir müzisyen olurdu, 2011 yazında müziği bıraktığını açıklayıp beni ve hayranlarını dumur etmişti, yazdığı mektup nerdeyse Kurt Cobain'in yazdığı intihar mektubuyla aynı ifadeleri taşıyordu, Teoman'ın bu mektubundan sonra intihar edeceğini bile düşündüm bir ara, Teoman'ın açıklamasından birkaç zaman önce Harbiye Açıkta canlı izleyip hayranlığımı tavan yaptırmışken böyle bir mektup bırakması bende acaip üzüntüye nail olmuştu, neyseki yine yakın zamanda dayanamadığını ve sahnelere dönmek istediğini açıkladı. Şimdi burda irdelemek istediğim mesele bu adam ne istiyor? =) Başarısını kendinin bile ne istediğini bilmeyişine bağlıyor. Müziği bırakma sebepleri bile çok ince düşüncelerdi, hepimizin hayatta yaşadığı sıkıntılardı aslında ama bu denli şarkılar yazabilecek duygu adamı olunca insan çok sevdiği müziği bile bırakma kararı alabiliyor. Yazdığı mektubu satır satır yazmayacağım ama özetle adam piyasanın bayalığından, dinleyici kesimin basitliğine, kendiyle yarışan birinin kendine mağlup olmasıyla ilgili bir serzenişten, usanıştan bahsediyordu. "Eski şarkılarım yeni şarkılarımı dövüyordu" diyor bir röportajın da. Adamın müziği bırakma sebebini para amaçlı yapmasından tutunda, kanser olduğuna varanadek bir sürü dedikodu yaydı paparazziciler. Yumruk attığı kadar var bunlar. Televizyonda gösterilen Teoman ayyaş, kavgacı, kaba, sapık vb. İşlerine böyle geliyor. Adam müziği bıraktığını açıklıyor hayran ergenler üstünü başını yırtıyor bize bunu yapamassın diye, gözleri kararmış egoistlikten, Teoman bir makine gibi şarkı üretip onları hoşnut etmeli daha sonra kafasına bir tüfek dayayıp tetiği çekmeli, kendimi onun yerine koydum biraz cidden sinir bozucu şeyler. Teoman'ı özel kılan kısım şarkılarının bir masal havasında olması, çoğu şarkısında bir yaşanmışlık var. Eminimki çoğu şarkısında kendisi başrolde, 2,5 yaşında babasını(33) kaybeden evinin tek çocuğu, babasıyla ilgili hatırladığı pek anısı olmayan bir erkek, baba yokluğunun oluşturduğu kocaman bir boşlukla içine kapanık geçen lise yılları. Farklı söylemlerde olsa Ataköy lisesi'nden mezun olduğunu biliyorum, kadere bak ki aynı okuldan mezunuz. Baba; aile için güven hissi, erkek çocuklar için örnek alınan yegane kişidir. Kaç yaşına gelmiş olmama rağmen bazen babamın olmadığı akşamlar evde gereksiz bir tedirginlik hissediyorum. Teoman babasını ondan kalan kitaplar sayesinde tanımaya çalışmış. Hiç erkeğin olmadığı annesi, anneannesi ve teyzesinin olduğu bir evde büyümüş, modern, ölçülü, kibar kadınlar arasında Teoman'ın içindeki asi, isyankar sokak çocuğu kimliği daha da belirmiş. Master'ını İstanbul Üniversitesi'nde kadın araştırmaları üzerine yapmak istemesi anormal sayılmaz. "Çizgi Romanda Kadının Rolü" konulu tezi beğenilmeyince yarım kalmış, adamımla bir ortak yön daha Çizgi Roman sevgisi. "Kimse kadınları benden daha iyi tanıyamaz" diyor. “İlk zamanlar ünlü olmaktan hoşlandım ama şöhretin benim ruhuma ters bir olgu olduğunu artık iyice anlamış durumdayım." Bir röportajında da edebiyata dair bir takım göndermelerinin olduğunu belirtiyor. Mitolojiden, bazen tarihten yararlandığını söylüyor. "Mesela bugün şarkısında Jul Sezar’a kadar gönderme var. duş şarkısı da erotik bir şarkı olarak algılandı ama asıl işaret ettiği o değildi. Duş şarkısında İkarus’un balmumu kanatlarına, uçuşuna gönderme vardı. Güneşe doğru uçmak ve kanatların erimesi… Güneşe doğru ok atarsın ama gitmez. Bu tip imgeleri, temaları, çağrışımları çok fazla kullandım şarkılarımda. Evet, ilişkilerin sahteliğine de değindim. En güzel hikâyem albümünde, sırtı dönük bir kadın var. O başka türlü anlaşıldı. Oysa ki sırtı dönük kız, imge olarak gerçek olmayan bir sevgiyi ifade ediyordu. O nedenle onu arkama koydum. Önümde duran kız gerçek sevgiyi ifade ediyordu ve ben o resimde gerçek sevgiye bakıyordum." Gerçekten insanların televizyonda izlediği gibi bir adam değil Teoman. Fazlasıyla akıllı, duygusal ve entellektüel. Sadece ergen kesime hitap edemeyecek kadar derin ve manalı. "Doktor" adlı parçasının sözlerini (Gerginsin rahatla dedi çabucak soyunurken kadın, Paramı ver yeter hiç farketmez adın, Soyunmana gerek yok bana bir kaç tatlı söz lazım, Uyuyana kadar kal yeter bitmiş uyku haplarım) dinlerken içim sızlıyor, para karşılığı bir kadından sevgi, sıcaklık bekleyen bir ruhu anlatıyor. Sözlerinin ne kadar vurgusal olduğunu yazmam için ayrı bir yazı yazmam gerekir bunu da başka bir yazıda irdeleriz deyip sözü burada noktalıyorum. Sabırla okuduğun için teşekkür ederim.

7 Aralık 2012 Cuma

"Steampunk Tarz"


Amazon'da 210$ bulabilirsiniz.
Buhar çağıyla Punk çağının birleşiminde ortaya çıkan bir tarz veya akım diye nitelendirebiliriz "Steampunk'ı"  görmüş olduklarınız bir kısmı olup bir sürü çeşidi bulunmaktadır. Bayılıyorum bu tarz aksesuarlara, chopperlara da çok güzel uyarlanıyor Steampunk, zaman bulursam kendim birşeyler yapmayı deneyeceğim, zamanında güzel kordonlu bileklik karışımı bir saat yapmış ve çok beğeni toplamıştım, nerden aldığımı soruyorlardı, tekrardan bu tarz bir aksesuarım olmasını çok istiyorum.











"Kış Geldi Çattı"

Kış Geldi Çattı

Kış Geldi Çattı, Revolwer tarafından oluşturuldu.

John Smedley Mens Navy Pendragon Toggle Knit Jacket
$180 - psyche.co.uk


Hollister Co Hollister Skinny Jeans
hollisterco.com


Timberland 15551 Brown Earthkeeper Mens Boot 6 Inch Boots IN ALL SIZES
ebay.co.uk

"Wally De Backer Mod"

"Wally De Backer"

"Wally De Backer", Revolwer  tarafından oluşturuldu.

Alış veriş yapmak ücretsiz olaydı keşke =)

Vintage eyewear
etsy.com


Vivienne westwood
$89 - garmentquarter.com


Clyde Stainless Steel and Leather Watch – Black
fossil.com


Poggianti Shirts Shirts, White Plain Stretch Fit Shirt
$145 - repertoirefashion.co.uk


Tigha Carli Black Vintage Sheep Leather Jacket
$495 - jades24.com


Crafted Skinny Jeans
$16 - republic.co.uk


Zanacco Savino Belt
wolfandbadger.com


Steve Madden Troopah
stevemadden.com