29 Ağustos 2012 Çarşamba

"Sweet November"







Romantik komedi diye alıp sonunda boncuk boncuk gözyaşı dökmeme sebep olan ve isyan ettiren bir kaç filmden biri olmayı başarmış bir film, aslında hayatımızdaki aşklarda böyle değilmi en güzel yerinde bitebiliyor. Türkçe adı daha çok hoşuma gidiyor "Kasımda Aşk Başkadır"  Finalde çalan "Enya - Only Time" şarkısını her duyduğumda tüylerim diken diken olur. Ah ahh... IMDb 6.3/10

28 Ağustos 2012 Salı

"Sting Geliyor"

Geçen Cuma günü, özellikle günün güzelliğinden dolayı mutlu olmam gerekirken (haftasonu tatiline ilk adım gecesi) pek beth ve bitkin bir şekilde yatağımda uzanırkene ilahi bir içgüdüyle :D zap yapma gereği duydum, kanallar arası dolaşırken kanalın birinde haber başlığı olarak "Sting geliyor." yazısını görünce zıpkın gibi fırlamama yetti zati. Efenim bu muhteşem alien 26 Kasım'da, şehrimde bir kez daha yaşamama bahane olurcasına konserini vermeye geliyor. Açıkcası 2006'daki konserine gitmediğim için hayıflana hayıflana bir hal olmuştum ve bir daha gelmeyeceğini bile düşünürken bu haberi görmem süper mutlu etti beni, Sonbaharı anlamlı kılan bir hareket daha gerçekleşmiş oluyor böylece ... İple çekiyoruz..!

24 Ağustos 2012 Cuma

"Veronika Ölmek İstiyor"

 " Dış saldırılardan kaçınmak amacıyla, kendi içsel gelişimlerini de sınırlandırmışlardır. İşe gitmeyi, televizyon seyretmeyi, çocuk yapmayı, trafikten şikayet etmeyi sürdürürler ama bunlar hep otomatiğe bağlanmıştır ve herhangi bir duyguyla ilişkileri yoktur. -hersey kontrol altinda oldugu surece-
Zehrin(depresyona sokan hormon) bünyeye yayılmasının yarattığı en buyuk sorun, tutkuların -nefret,aşk,umutsuzluk,merak vb.- su yuzune çıkmasını önlemesidir. Acılaşan(Zehirlenen) insan zamanla hiç bir istek duymaz. Ne yaşayacak ne de ölecek iradeye sahiptir artık, sorunun özü de budur."


Kitapda insanların kendilerini korumak maksadıyla etraflarına ördükleri duvarın zamanla onları kendi içlerine hapsettiğini ve duvarın dış dünyayla bağı kopardığını anlattığı kısımlar mükemmeldi. Zamanında bir takım ilaçlar kullanmış biri olarak ve tabiki duygusal biri olduğumdan kendimden çokca şey bulduğum güzel bir kitap. Sadece bir roman değil değerli bilgiler ve tecrübelerde aktardığına inanıyorum kitabımızın.

Özet geçmek gerekirse Veronika hayatta görebileceği, tadabileceği herşeye vardığını, hayattan alabileceği başka hiç bir şey kalmadığını zannederek sıkıcı olduğunu düşündüğü hayatına son vermek ister, bu teşebbüste başarılıda olur ama gözlerini açtığında bir akıl hastanesindedir...


18 Ağustos 2012 Cumartesi

"Bir Nisan, Şaka Gibi Bir Gün"



....Fuarları çok sevmezdi, bir arkadaşının isteği üzerine diğer okulların standlarını turlamaya başladı boş gözlerle bakınırken, standlardan birinde sergilenen tasarımları gördü, öğrencilerden biri soğandan esinlenerek ilginç bir tasarım yapmıştı, hayli komiğine gitti, kendi kendine gülerken standan sorumlu öğrencilerden biri yaklaştı güler yüzlü, kumral dalgalı saçları olan güzel bir kızdı,

-Soğandan tasarım yapabilen bu arkadaşın hayal gücünü kutlamak isterdim dedi Alex güzel kıza,

-Tam karşınızda duruyor. Cevabını alınca biraz ciddileşti ,

Aralarında koyu bir sohbet başlamıştı, kızdan hoşlanmaya, onun cana yakınlığından mutlu olmaya başlamıştı, kız çok davetkar ve canayakın konuşuyor ilginç bir şekilde Alexin kendine olan güvenin artmasını sağlıyordu aslında bu güven hissinin nasıl oluştuğuna oda şaşırdı, son derece utangaç, çekingen aşk meşk konularında kendine pek güvenemeyen birisiydi, standa başka uğrayanlarda oluyordu Maria nazikçe diğer ziyaretçilerlede ilgilenmesi gerektiğini söyleyerek Alexin yanından ayrıldı, aslında Maria'nın yanından uzaklaşmasına biraz üzüldü daha fazla konuşmak birşeyler paylaşmak istiyordu onunla, standın dışına çıktı biraz turladıktan sonra tekrar Maria'nın standının önünden geçti, birbirlerinin gözlerine bakarak ve gülerek selamlaştılar.
Alex kendi kendine acaba benden hoşlanmışmıdır diye düşündü içinden, kendi standlarına döndü ama Mariayı görmek için yanıp tutuşan bir istek vardı içinde, yarım saat oyalandıktan sonra, (anca okadar oyalayabilmişti kendini), tekrar Maria'nın standının olduğu tarafa  doğru yürüdü, bu sefer standın yanından hiç ilgilenmiyormuş gibi geçti ama stand boştu, içine yine o iğrenç güvensizlik hissi geldi neden ordan geçiyorduki, hem kızında ondan hoşlandığını bilemezdi, sağlam bir tokat yiyebilirdi yada gülünç bir duruma düşürebilirdi kendini, bunun olmasınıda istemezdi, Maria'nın standının on metre ilersindeki mecmua standına oturdu, olduğu yerden Maria'nın standını görebiliyordu, Maria'nın gelmesini beklemeye başladı, fuarın son günüydü, içine gelmeyeceği korkusu sardı, elindeki dergiye bakmadan sayfalarını  hızlı hızlı çeviriyor gözleriylede Maria'nın gelmesini gözetliyordu, içinde adını koyamadığı karmaşık duygular vardı ama hırslıydı ve bir o kadarda utangaç, aşktı bu evet aşk onu bu kadar azimli harekete geçiren tek şey aşk olabilirdi. On yada onbeş dakkika geçmişti iyice telaşlandı ümitsizlik ruhunu iyice sarmaya başlamıştı ki Maria göründü, aceleciliğin ve heyecanın verdiği hızla ayağa dikildi, biraz önce oturduğu sandalye büyük bir gürültüyle yere devrildi, eli ayağı birbirine girmişti, neredeyse standdaki dergilerin bulunduğu masayı bile yerle bir edecekti, sandalyeyi düzeltip Maria'nın yanına yürümeye başladı yaklaştıkça nabzı dahada hızlandı, bir sürü düşünce onu bu yoldan geri çevirebilmek için adeta birbiriyle yarışıyordu, Maria'nın yanına geldi, kız koca güzel kahverengi gözleriyle Alex'e bakıyordu, boyu Alex'in dudaklarının hizasına geliyordu, Alex bozuntuya vermeden cüzdanından bir tane kartvizit çıkartıp Maria'ya verdi ve işle alakalı konuşup fikir alışverişinde bulunabilceklerini dile getirip stantdan ayrıldı, kızın numarasını istemeye cesaret edememişti, aslında sevdiği için canını verebilecek derecede cesur birisiydi ama şu lanet utangaçlığı onu bu güne dek kimbilir nelerden alıkoymuşdu. Standına yürürken kendi kendine,

-Eğer benden hoşlandıysa numaramdan zaten arar, diye düşünüyorduki birden aklına kartvizitinde şahsi numarasının olmadığını hatırladı,

Kendine duyduğu sinir tarif edilemeyecek derecedeydi hayatında giriştiği ilk cesaret sınavındanda ahmaklığı yüzünden sıfır alacaktı, dönüp Maria'nın standına hızlı hızlı yürümeye başladı, çoğu stand kapanmıştı bile içinden yüce yaradana yalvarıyordu,

-Ne olur gitmiş olmasın Allah'ım

ve her zamanki kötü talihi yine aynı perdeyi oynadı ona stand kapanmıştı,

-Hayır olamaz, şimdi vazgeçemem, bu kadar yaklaşmış bu kadar cesaret etmişken
daha tam tanıyamadan kavuşamadan şimdi kaybedemem seni, die düşündü

büyük çıkışa doğru koştu, kapının ilerisinde Maria stand eşyalarını arabaya yüklüyordu o an içinde büyük bir rahatlama duydu koşa koşa Maria'nın yanına gitti, Maria Alex'i görünce şaşkınlığını gizleyemedi gülümseyerek..

- Ne işin var burada, neden koştun? Diye sordu Alex'e
- Yardım için geldim, dedi Alex'te

Maria'nın elinden yükleri alarak aracın bagajına yerleştirdi ve tekrar veda anı geldi. Bu sefer hata yapma lüksü yoktu hem kendi numarasını verdi hemde Maria'nın numarasını aldı, tarih bir Nisan'ı gösteriyordu şaka gibi bir gün, tekrar vedalaşıp şimdilik kendi hayatlarına koyuldular...


16 Ağustos 2012 Perşembe

"Piano Piano Bacaksız"

1991 yılında İstanbul Film Festivali “ En İyi Yönetmen ” ödülüne layık görülmüş mükemmel bir film, şuan mumla aradığımız birlikteliklerin anlatıldığı 1940’ların İstanbul’unda eski bir konakta geçiyor. Şiddet ve haşince tavsiyedir... Uçurtmayı Vurmasınlar adlı filmle aynı dönem filmlerindendir. IMDb  Puanı 7.2/10

14 Ağustos 2012 Salı

"Bu Gece Ölmek Yok"

Annesi oğlunun geleceğini varsayarak en sevdiği yemekleri hazırlamıştı, karısıda çok heyecanlıydı kaç ay olmuştu kocasının göğsünde bir kaç gece daha uykulara dalabilecek kokusunu içine çekecekti, kaderin cilvesi dünyanın farklı bir sahnesinde şiddetli çatışmanın içinde kalmış bir erkek, son bir düşman son bir düşman daha deyip sadece ateş ediyor karşısındaki düşmana ölüm saçıyordu, içinden kusmak geliyor, barut kokusuna karışmış ölü kokusu dahada başını döndürüyordu bir makinaya dönüşmüştü ölüm saçan bir makina, şuan ölemezdi biten şarjörünü değiştirmek için bir kayalığa sırtını dayadı sigarasıda bitmişti, ah ne iyi olurdu bir nefes daha çekebilecek sigarası olsaydı,aslında buraya  gelmeden bırakmıştı, sağlıklı bir hayat sürecekti, ölüm makinasını tekrar ölüm kusmaya hazırladı ve siperinden doğrulup tekrar ateş açmaya başladı, tüfeğinden fırlayan kovanlardan biri kamuflajından içeri girdi, boş kovanın sıcaklığı tenini yakmıştı, peki sıktığı mermi karşısındakine saplandığında nasıl bir acı veriyordu, bir an duraksadı parmağı gevşeyip tetiği sıkmayı bıraktı, ölüm makinası durmuştu mermiler yanından vızıldayarak geçip gidiyordu, öylece dona kalmış gözleri boşluğa dalmıştı, taki mermilerden biri bacağını sıyırıp canına kast edene dek, acı bir haykırışla siper aldığı (o anki can yoldaşıydı)  kayanın dibine sıçradı, aceleyle bacağını kontrol etti merminin sıyırıp gittiğini anlayınca derin bir titremeyle ensesinden soğuk terlerin indiğini hissetti, kayanın dibinde biraz soluklandı, silah sesleride iyice azalmıştı bulunduğu yerden doğrulup ordan sağ çıkması için ölüme meydan okumaya devam etmesi gerekiyordu, bu gün karısıyla yaptığı telefon görüşmesinde mis kokusunun nasılda burnunda tüttüğünü ve yarın yanında olacağının sözünü verdiğini aklına getirdi, bu düşünce canını merminin yaktığından daha fazla yakmıştı, gözleri buğulandı, ya dönemesse, ya sözünü tutamazsa, ruhsuz bedeni bir tabutta gönderilirse.

-"Tabutta gönderilmiş bir koca" diye düşündü
-"Ne işe yararki,"


-Unuturmu beni? Unutacak tabi,
-Tabutla yatağa girilmez!
-Sarılıp uyunmazda,
-Benden önce yalnız uyuyamazdı.
-Peluş ayısına sarılmadan, ışığı açık bırakmadan dalamazdı
-Onlara gerek kalmadan benle dalmıştı rüalara
-Şimdi kiminle uyuyacak?
-Sabah ilk kalktığında onu kim görecek?



Bu düşünceler onu birden hırslandırdı, -"Bu gece ölmek yok, en azından bu gece", diye düşündü. Ölüm onu sadece karısının dizlerindeyken alıp götürmeliydi, olacaksa romantik bir ölüm olmalıydı. Can yoldaşı olan kayayla vedalaşıp silahına sımsıkı sarılıp siperden fırladı, onun yaşaması için ölmesi gereken canlar vardı, tüfeğiyle ölüm kusmaya devam etti, karşı taraftan artık karşılık gelmiyordu, yerde sürünerek düşman siperine kadar ilerledi, gördüğü manzara içler acısıydı, siperin içi kan revan içindeki ölülerle yığılıydı, siperden içeri atladı, çok temkinliydi, tüfeğin ucuyla cansız bedenleri dürtüp sağ kalan varmı yokmu diye kontrol etmeye başladı, diplerden mırıldanmaya benzer bir ses geldi, sese doğru ilerledi, on dokuz yaşlarında henüz sakalları bile çıkmamış bir gençti mırıldanan, son nefesini vermek üzere olan bir insan, ölmek üzere olan genç eliyle yaklaşmasını işaret etti, Szpilman dizlerinin üzerine çömelerek çocuğun dediklerini anlamaya çalıştı, ağzından kan gelen çocuk cebinden kana bulanmış küçük bir fotoğraf ile bir mektup çıkartıp Szpilman'a doğru uzattı, şaşkın ve hüzünlü bakışlar içinde elleri titreyerek çocuğun verdiklerini alan Szpilman çocuğun son nefes verişini  izleyemeden kendini siperden dışarı attı, sırt üstü çimenlerde yatıp gökyüzündeki yıldızlara bakmaya başladı. Birden bire bir sürü düşünce beynine hücum etti, acaba mektupta ne yazıyordu, fotoğraftaki kız kimdi, neden ona verilmişti.......

13 Ağustos 2012 Pazartesi

"Füruğ Ferruhzad"

İranlı şair. Tanımama güzel bir hanım arkadaşım sebep oldu bir kaç şiirini okudum ve hoşuma gitti, bana denk gelenler yalnızlıklarıyla ilgiliydi, her halde o yüzden hisselerime yakın buldum,okuyup irdelicez bize katacağı çok şey olduğunu hissediyorum.

Dar gecemde ne yazık 
Rüzgar yapraklarla buluşuyor 
Dar gecemde
Çöküşün ızdırabı yaşanıyor
Dinle!
Karanlığın esintisini duyuyor musun?
Ben bu mutluluğa yabancıyım
Ben umutsuzluğuma tutkunum 
Dinle!
Karanlığın esintisini duyuyor musun?
Gecede bir şeyler geçiyor
Ay, kıpkırmızı perişan
Yas tutmuş bulutlar
Çökmekte olan bu damın üzerinde
Sanki yağmur anını bekliyorlar
Sadece bir an,
Ve sonra, hiç
Şu pencerenin arkasında gece titriyor
Ve yeryüzü dönmekten vazgeçiyor
Şu pencerenin arkasında
Bilinmeyen bir şey
Bizi merak ediyor, beni ve seni 
Ey yeşil
Baştan aşağı yeşil!
Aşık ellerime bırak ellerini
Yakıcı anılar gibi
Ve dudaklarını
Varlığın sıcak duygusu gibi
Aşık dudaklarımın okşayışına bırak

Rüzgar bizi alıp götürecek
Rüzgar bizi alıp götürecek

"Sokaklar"

Şimdi sokakların bile hesap sorduğu anlardayım,
Ellerimi havada bıraktığın, arkandan gözyaşlarına boğulduğum sokaklarda,
Sensizliğin voltaları atarken yüreğimde, dolaşamadığım elele yürünen yollarda
Sonu gelmiş bir mevsim gibi yaşıyor ve arkamda bırakıyorum seni.
EL-VE-DA .

12 Ağustos 2012 Pazar

"1408"

John Cusack ve Stephen King romanlarından hoşlanan arkadaşlara gerilim türünde güzel bir film, psikolojik gerilim türünden hoşlandığım için benim keyifle izlediğim filmlerden biriydi IMDb yine cimri davranmış 6.8/10 vermiş bence 7 ve üzerini hak ediyor. İyi seyirler..

11 Ağustos 2012 Cumartesi

"Gotye"

Asıl adı Wouter De Backer Belçika asıllı müzisyen arkadaşımız, radyoda dinlerkene aha Sting biriyle düet yapmış galiba deyip heyecanlandıran şahşiyet, çoğu şarkısını Sting'in Police grubundaki seslendirdiği parçalara benzetildiği rivayet ediliyor. Neyseki tanıdık sevdik iyide oldu sizlerede tavsiyedir.

"Zaman"





"Shakespeare’e sorarsan kanlı zorbadır Zaman" 

Zamandan ziyade sevgimi verdiğim sahtekarlar beni deforme ediyor, artık daha az romantik oluyorum, daha az güveniyorum, daha az sürprizler yapıyor ve daha az gülüyorum. Her yeni aşkta biraz daha azalıyorum ama bunu azaltan sahtekar insanlardan Başkası değil. Ondan sonrada suç zamanın üstüne kalıyor, ah bir dili olsada konuşsa neler anlatacak, biz nankör insanların güzel saatlerimiz olduğunu da yüzümüze karşı vuracak ama dili yok diye at suçu zamanın üstüne, harcanan onca boş vaktinde hesabını soracak bize zamanı geldiğinde, işte o zaman anlayacağız suç biz insanların olduğunu. Zamanın boş harcanamayacağını ve boş insanlar için çarçur edilemeyeceğini !




10 Ağustos 2012 Cuma

"Mümkün mü ?"

Mümkünmü şimdi yeni aşklara yelken açmak,
O kadar uzak görünüyorki takatimde yok,
Ruhumda sıkılıyor.
Onca yara bere kalpte yer kalmamış
Sezaininde dediği gibi ölü aşklar diyarı
Korkuyorum artık, güvenim kuytu köşelere saklanmış
Gitmek bilmeyen anılar gibi mızıkçı
İnsanın sadece kalbimi yara alıyor?
Azalan kahkahalar, zihninde sorular
Neden neden diye dans ederken
Düşmüyor anılar yakandan
Bırakmıyor canını yakmadan
Yaşamaktan yoruluyorsun,
Günaha sokan notalara bulanıyorsun
Ellerine düşen damlaları izliyorsun hayretle
Değeceğine inandığın kişiyi bulana dek
Yok yok mümkün değil bu yelken delik deşik.

7 Ağustos 2012 Salı

"Ah Raif Ah"




"Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır."

"Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim. Bu hal gerçi birçok fırsatları kaçırmama sebep olurdu; fakat fazlasını isteyerek talihimi ürkütmekten her zaman çekinirdim."



"Yalın"

Aşk dolu, özlediğim Yalın tarzında bir albüm yapmış, ilk iki albümüne göz kırpmış şarkılar yerlerini almış durumdalar.

Merdiven_

Oturmuşum sabır ağacının dibine
Sayıyorum yanlışları ve günleri
Bak yine mevsim değişti gitti
Ama yoksun…
Özleniyor musun…
Bir kapı ve de bikaç merdiven
Bikaç komşu selam sabah adetten
Çok mu zor dönmesi en beklenen
Vurulmuşum sevdaların güzeline
Saklıyorum adın sonsuz şiir dilimde
Atmadım eşyaların duruyor bak yerinde
Atamam ki anlamıyor musun
Çok mu zor dönmesi en beklenen

"Morfin Kalbin İlacıdır"



Unutmak diye birşey yoktur, insan neler hissettiğini unuturmu ?
Sadece ve sadece alışırsın, hani zaman herşeyin ilacı derlerken morfin
gibi olduğunu tarif edebilirim, yani hissizleştirir, tepkisizleştirir.
Hissizleşen kalp yarı ölü gibidir, sadece fizyolojik görevini yerine getirir,
hoşnutlukla hoşnutsuzluk arasındaki hissi artık algılayamaz.


5 Ağustos 2012 Pazar

"Çabalıyabilirim"

  Gülerek krize girmeye cabalıyorum, kaçıncı anıya dalışım, tek bir şarkı ile; otogardaki son öpücük, Ankarada güneşli bir park sahnesi, her şarkıya seninle geçirdiğim zamanlar boyunca bizden klipler çekebilirim, aklımda oynatabilirim, gülebilirim icimden ağlarken ! Senin gibi iki yüzlü olmaya çabalıyabilirim.

Bir Şey Diyormusun?



Hiç bir zaman çözemedim seni, hep bir yalan bulutu altında, sisler arkasındaydın. Yinede seviyordum. Özlüyordum işte, kendime yalan söyleyemezken başkalarınamı söyliyecektim, ne silmeye siliyordum ne de kavuşmaya kavuşuyordum, arafta kalmış gibiydi ruhum. Nolur arama derken içimden aksini yalvarıyordum ama sen hislerimi göremedin, görebilsen sana sunulan büyük aşk-ı saadeti görür ve bırakmazdın, o yüzden şuan gerçeğin değil duyulması gerekenleri duyuyorsun ve telefonu kapatırken "bir şey diyor musun?" sorusunun cevabını sen zaten biliyorsun. Seni sevi...


2 Ağustos 2012 Perşembe

"Stanpoli"


Sen hiç değişme İstanbul,
Bu yozlaşmışlığa, bu hor muameleye rağmen
Her zaman ayakta kal,
Güzel bir kadınmış gibi adına
Şiirler yazılan, şarkılar bestelenen İstanbul
Sen hiç değişme
Bırak geçsin gitsin yıllar sen aldırma,
Gün batımına çık,
Yedi tepeden seyre dalalım biz sana,
Saraydan, Süleymaniyeden, Mihrimahtan, Fatih Caminden,
Güneş senin üzerinde güzel
Rüzgar boğazında mutlu
Sen hiç değişme İstanbul..

1 Ağustos 2012 Çarşamba

"Gün Batarken"

Şimdi orda kumsalda olmak vardı,
Rüzgara sürtüne sürtüne yürümek,
Belki senle el ele
Turuncuyla içimizi ısıtıp,
Dalgalarla coşmak vardı
Gözlerinin içine bakmak,
Gülüşüne dalıp gitmek
Özgürmüyüz ? Hayır.
Görünmez zincirlerle bağlıyız olduğumuz yere
Sen orda
Ben burda
Birlikte devireceğimiz yıllar varken
Sensiz geçen günleri birer birer arkamda bıraktığım gibi
Ayak izlerimizi bırakarak yürümek vardı ardımızda..