31 Temmuz 2013 Çarşamba

Man of Steel


"O bir kuş ! Hayır o bir uçak ! Hayır hayır o Superman !!!"

Klasik replikle başlayayım dedim, dile kolay 80 yaşındaki bir karakterden bahsediyoruz. 1933 yılında doğmuş, kel ve kötü karakterli olunca tutmamış ve şimdiki USA bayrağı renkli taytlı halini 1938 yılında almış. O günden bu güne ziv ziv ziv uçup duruyor. Superman'i şahsen renk ve kostümünden ötürü, birde çoğu süper kahramanın güçlerini bünyesinden barındırdığı için pek sevmem. Çizgiromanlarla ilgilendiğimden dolayı zamanında ülkemizde çoğu kişinin bilmediği süper kahramanları bilir okurdum, bu yüzden Süpo pek ilgimi çekmezdi. Zamanla Superman'in filmleri çekilmeye başlandı kimi sevildi kimi tutmadı. Gel zaman git zaman benimde Superman filmine gideceğim aklıma gelmezdi, taki Christopher Nolan bu işe el atana dek, çünkü bu Superman filmi de tutmasaydı epey bir zaman Superman filmi çekmeye töbe ederlerdi gibime geliyor. Christopher Reeve'n oynadığı serilerden bu yana istedikleri seviyede bir film tutturamamışlardı. Özellikle 2006'da çevirilen Superman Returns'un aldığı eleştiriler ve filmin başarısızlığı DC'yi kara kara düşündürüyordu. Superman'i ne kadar itici buluyorsam Batman'i de bir o okadar çok severim, kıyafeti, karanlıklar içide olması, arabası falan filan epey karizmatik gelir bana, esasen Batmen'de Tim Burton'lı seriden sonra can çekişmeye başlamıştı ki Nolan The Dark Knight 3 lemesiyle hızır gibi yetişti. Tavan yaptırdığı Batman rüzgarına Superman'i de eklemek istediler. Başarılı olmuş gibide görünüyorlar.

Man of Steel'e gelecek olursak TDK serisi gibi başlar ve ağır işler diye düşünüyordum ama öyle olmadı. Gayet hızlı başlayan film öylede son buldu. Karakterler oturmuş gibiydi. Superman'e(Henry Cavill) Christopher Reeve'n den sonra yakışan bir yüz bulmuşlardı. Jor-El(Russell Crowe) ve Jonathan Kent(Kevin Costner)  'in de zamanında Robin Hood canlandırmış olmaları tebessüm ettirici bir tesadüftü. Sadece Lois Lane(Amy Adams) için farklı bir oyuncu olabilirmiydi diye düşünüyorum. Film'i anlatmayacağım zaten bildiğiniz senaryo. Superman kostümündeyse radikal değişiklikler olmuş. Kırmızı don kostümden çıkarılmış (ki iyi olmuş), renkler daha koyulaştırılmış ve karizmatik olması sağlanmıştı. IMDb notu olarak TDK serisine yaklaşamadı tabi 7.7/10





Superman'in tutuklanıp sorgulandığı sahne, Lois göğsündeki "S" nin anlamanı sorup "Sanki Superm..  gibi diyecekken lafı kesilmişti" Epey bir müddet Superman denmiyor çünkü !



World War Z



Ciddi ciddi karizmayı kurtardın Brad =) Zombili mombili birşeyler görünce kariyer sonuna gelip "İçimde kalmasın böyle bir filmde de oynayayım" diye düşünmüş olabileceğini geçirmiştim içimden ama ne film kötü çıktı nede Brad'in kötü bir filmde yer almayacağını anladım. Yapımcılığınıda üstlenmiş zati. Gerçekten rol oyuncusu, ne rol alsa hakkını veriyor. İnsan hiç kötü filmde yer almazmı ? Ben bu adamın kötü bir filmde oynadığını göremedim ! Hollywood için önemli bir isim ve oyunculuk adına gerçek bir idol. 

Filmin kumaşına gelirsek aslında ortada zombi yok, bir çeşit hastalık yayılıyor. Zaten fragmanlarda da görmüşsünüzdür elemanlar 100m koşucusu gibi koşuyorlar. =) Gerry(Brad) Birleşmiş Milletler'den emekli olmuş ailesiyle sessiz bir hayat sürmektedir. Trafikte sıkıştıkları bir gün sebebinin hastalık bulaşmış insanların etrafa saldırdığını anlamalarıyla kargaşadan kurtulup, sığınacak bir yer aramaya başlamasıyla aksiyon start alıyor. Her zamanki gibi USA daha önceki üstün başarılarından ötürü Gerry'e ihtiyaç duyuyor. Ailesinin güvenliğini sağlamaları şartıyla görevi kabul eden Gerry zamana karşı tehlikelerle dolu bir mücadeleye girişiyor. Max Brooks'un kitabından uyarlanan film heyecanlı dakikalar sunuyor. Bu tarz filmlere düşük not veren IMDb 7.2/10 vermiş. Ne düşük ne de yüksek, olması gerekeni tutturmuşlar.



30 Temmuz 2013 Salı

Efsane


Bedenlerimizin ve ruhumuzun ilklerinde baş köşeye kurulmuşduk, ikincilerin olamayacağını düşünerek. Yasak olduğunu bile bile bulanmıştık birbirimize, o benim terime ben onun tenine ve birlikte dua etmiştik affedilmek umuduyla en yüce sevgiliye. Celladının yanında son sigarasını çeker gibi çektik birbirimizin dudaklarından nefesi. Ve efsane olduk. Kavuşamayan her aşkın sonunda olduğu gibi !



29 Temmuz 2013 Pazartesi

Hong Kong



Çalıştığım firmada araştırma ve ARGE yapmak maksadıyla bir kıtadan diğer kıtaya gittiğim H.K. hakkında elimden geldiğince izlenimlerimi paylaşacağım, iş gezisi olduğu için fazla gezip tozamadığımdan çok bilgilendirici olmaz diye yazma gereği duymamıştım ama uzak doğu hayranı arkadaşlar olduğu için yazmam gerektiğini düşündüm. HK Çin'in güney kıyısında bulunan, 1 Temmuz 1997 tarihine kadar Britanya Krallığına bağlı sömürge ve adalar grubuyken, bu tarihten itibaren Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı özel yönetim bölgesi olmuştur. HK; Hong Kong Adası, Kowloon Yarımadası ve küçük adalardan meydana gelmektedir. Asya'nın en büyük serbest ticaret, endüstri ve turizm merkezidir. Çin'in politikalarından dolayı sorun yaşayan ülkeler HK sayesinde para akışını sağlakmaktadır. HK para birimi Hong Kong dolarıdır yani 1USA$ = 7,5 HKDoları çok komik değilmi =) gün gelir yolunuz düşerse bolca USA dolarıyla gidin, yanlız tamamiyle USAdoları ile dolaşmanızı tavsiye etmem havalimanındaki dövizcilerden HKd alın, örnek metro gibi yerlerde küçük para birimlerine ihtiyaç oluyor. Bunlar komik ve gereksiz ayrıntılar olabilir ama yurt dışı heyecanı ile insanın aklından çıkabiliyor. Toplu taşıma araçları ve metro ağı süper gelişmiş olduğu için günlük metro kartları oluyor onlardan almanızı tavsiye ediyorum, taksiciler ingilizce'de biliyorlar ama art niyetli biri size şehir turu yaptıra bilir =) eğerki elinizde şehir haritası varsa kaybolmanız pekde mümkün değil çoğu AVM, Otel gibi yerlerin hemen altından metro geçiyor. Yani havalimanından otele, otelden AVM'ye sokağa çıkmadan otelinize dönebilirsiniz, halkın 3'te 1'i yer altında, 3'te 1'i sokakta, 3'te 1'i gökdelenlerde yaşıyor. 

Metro Haritası


İlk seyahatimde Kowloon yarımadasında The Kowloon Hotel'de ikinci seyahatimde de Tung Chung adasında Citygate-Novotel'de kaldık. Kowloon Hotel daha merkezi bir konumdaydı, Novotel ise havalimanı ve Disneyland'ın bulunduğu bir adadaydı.

 
Tung Chung adasına geçerken metrodan bir kare, küçük adaları modern köprülerle birbirine bağlamışlar. Her yer teknolojik, sistemli, düzenli ve temiz ! Tung Chung Adasında gezerken yeşillik falan, her yer sessiz temiz kuş sesleri gelmeye başladı. Yahu ne kadar güzel, sadece kuş sesleri var dedim, patronum o sesler nerden geliyor biliyormusun? dedi.  Yoo dedim. Ağaçların arasında hoparlörlerden geliyor bant kaydı dedi. Orda epey hayal kırıklığına uğradım.

Citygate Tung Chung Adası


Evet burası gökdelenlerden oluşan bir şehir, sokaklarda gezerken kimi zaman New York kimi zaman Japonya'daymış gibi hissettim kendimi, sokaklarda hiç hayvana rastlamadım(aklımdan kesip yeme ihtimalleri geçmedi değil), normal olarak hiç bir dini simgeye rastlamadım, sokaklar tertemiz ve kurallara uyan insanlardan oluşuyor. Yaya geçidinden geçerken sanki bir köprüden geçiyormuş gibi şeritlerin dışına çıkmadan geçiyorlar İstanbul'da yaya geçidi nedir kimse bilmiyor. Geçerkende savaş meydanından geçiyormuş gibi hissediyorsunuz. Fizki yapıları herkezin aynı diyebilirim, farklı saç rengi, ten rengi, kilo ya da boyda insan göremiyorsunuz. Dış görünüşte ortası genel gibi ama çok tipsiz ya da çok güzelleride olabiliyor. Çok iddalı giyinmeyi seviyorlar giydikleri kısa şort ve etekler aşırı aşırı kısa, yağ oranları düşük ve tenleri pürüzsüz olduğundan kendileriyle aşırı barışıklar. Eğer sizde sarışınlık renkli gözler mevcutsa ya da siyahiyseniz fazlasıyla popiler dikkat çekici oluyorsunuz !





 

Bu denli yüksek bina ve insanların olduğu bir şehirde trafik olmaması mükemmel, neden mi çünkü otomobil fiyatları çok yüksek, arabası olanlarda epey zengin oldukları manasına gelebiliyor. Çoğu insan normal olarak İngilizce biliyor. İsimlerini bile yabancı isimlerden seçiyorlar. Sonuçta sömürge şehri ama onlar bunu kabul etmiyorlar. İngilizlerin onlara bu olanakları sunduğunu ve modernlik getirdiğine inanıyorlar. Kendilerine ait hiç bir kültürleri kalmamış gibi, sadece alfabeleri ve malesef yemek kültürleri sabit kalmış, marka giymek burda bir imtiyaz değil herkez marka giyiniyor. Marka olmasa bile siz ayırt edemiyorsunuz birebir emitasyon olabiliyor. Araştırma yapmamız için özellikle gitmemizin sebebide bu. Özellikle spor giyim markalarının yeni ürünleri tüm dünyadan önce Hong Kong vitrinlerine düşüyor. Herkezin elinde akıllı telefonlar ya da Padler mevcut, metroda çok komik bir görüntü oluşturuyor. Unutmadan Çinli olduklarınıda kabul etmiyor ve ilişkilendirilmektende hoşlanmıyorlar. Onlar Hong Kong'lu =) Çin'liler onlara göre taşralı oluyor.


Otelimden bir görüntü, HK'da tropikal muson iklimi hakim, hava çok nemli olabiliyor. Kimi zaman yağmur serpiştirip rüzgar eserken kimi zaman güneş yüzünü gösterip epey terletebiliyor. Şehrin kendine has ilginç ve benim rahatsız edici bulduğum bir kokusu var. Bunu uçaktan iner inmez anlayabiliyorsunuz. Sebebini daha sonra anlayacaksınız...

 Harbour City

 Kowloon Caddeleri, taksi ve çift katlı otobüsleri.

Times Square AVM
 
 Times Square'ın içi, hayatımda gördüğüm en uzun yürüyen merdivendi. Çektiğimde ortalarına gelmiştim !

Bruce Lee Hong Kong'ludur. Bruce öldüğü zaman bütün HK yasa boğulup sokaklara dökülmüş.



Tabiki her yer deli gibi AVM değil Ladies Market şehirdeki en eğlenceli sokak pazarı. Bayanlara yönelik eşyalar satılan bir pazar. Pazarlık yapmadan birşey satın almayın 300HK$ dan 50HK$ na düşürebilirsiniz. Kimi yerler çok lüksken bazı bölgeler biraz daha varoşlaşabiliyor. Daha köhne ve bakımsız kısımlar yok değil




Geldik en çetrefelli kısmaaa. Yemekleri =P Ciddi ciddi domuzu saç tavaya yatırıp, böğründen yarıp içinden çıkarıp çıkarıp tavada pişirip veriyorlar. Böyle domuz fokurdaya fokurdaya pişiyor ve o bölgede o kadar iğrenç bir koku oluyorki nereye kaçacağınızı şaşırıyorsunuz, şahsen ben öyle oldum, zaten fotoğraf çekmemizede izin vermediler. Afedersiniz ne b*k yediklerini kendileride biliyorlar. Yemeleri içmeleri beni ırgalamazda sokağın ortasında öylemi yapılırmış o işler. Pisler ! skdjakşlsfhşlhsflş Bir anime sever olarak çizgi filmlerde öyle renkli renkli, top top şirin yiyecekler çizdiklerine bakmayın, öyle iğrenç şeyler yiyorlarki, mini minnacık çitlenbik gibi kızlar löpür löpür mideye indiriyorlar. Türkiye'ye dönerken uçakta servis edilen Türk yemeklerini deliler gibi yemiştik.

 Sakatatçı, ulu orta satılıyor.

 Etin cinsine göre kasap var. Domuz kasabı, dana kasabı gibi.


 Domuz Kafası, sıkça tüketilen bir et türü


 Kurutulmuş midye içine limon sıkarak yediğiniz şey işte bu =D


 Kurutulmuş Balık


 Kurutulmuş Ahtapot


 Kurutulmuş Balık


 Deniz Hıyarı, çıkarması çok zahmetli ve pahalı bir yiyecek, cinsel gücü arttırdığına inanıyorlar.


Hong Kong benim için süper bir deneyim olmuştu, normalde iş amaçlı gitmesem turist olarak gideceğim aklımın ucundan geçmezdi. Uçak biletlerinin ve otellerin pahalı olması cabası. İnsanların yaşantısı ve şehir biraz sıkılmama sebep oldu. İş amaçlı gitmemin etkiside büyüktür tabi. Günü arkadaşlarımdan 6 saat önce yürütmek çok ilginç gelmişti. Hong Kong'da akşam 18:00'ken Türkiye gece 00:00 oluyordu. Tek tip insanlar, tek tip binalar, yapay kuş sesi ! Normal gözleri olan insanlar görmeye hasret kalmıştım 4-5 günlük seyahatimde, yemekleri berbattı. Burger yiyip kurtulabileceğinizi düşünmeyin çünkü burgeride kendi damak zevklerine göre yapıyorlar ! Otel odamdaki tuvalet afallamam süperdi, tahret musluğunu arayıp bulamamam kendi kendime gülmeme sebep olmuştu, jeton geç düştü tabi =) Evet şimdilik aklıma gelenler bunlar. Umarım sıkmamışımdır sizi. Başka bir postta görüşmek üzere Zàijiàn!


27 Temmuz 2013 Cumartesi

Hollywood'un Amazonları

Evet biliyorum karar vermek çok zor ama en az birinin(hahaha bir kaçtanede olabilir) hayatımda olması hiçte fena olmazdı =) Kimi erkek kendinden yetenekli ya da güçlü kadın istemez  ama ben kadınımın da güçlü olmasını isteyenlerdenim, insan hayat arkadaşının kendinden az fasıflı olmasını istememeli diye düşünüyorum, kadınların toplumumuzdaki yeri halen daha konuşuluyorken bende Hollywood filmlerindeki celal cabbar hatunları bir araya toplamak istedim. Elinde telefon çıtçıtçıt ayağında topuklu pıtpıtpıt yürümeyip dünyayı kurtarıyor bu kadınlar höheeeeyyyy =D sıralama raastgeledir isterseniz sıralamada yapabilirsiniz...








Black Widow yani Karadul, Avengers ekibinde yer alıyor. Asıl ismi Natasha Romanoff, ismini duyunca hazırola geçiyorsun zaten =) Rus asıllı ajanımız kızıl saçları ve beyaz teniyle Slav kadınını gayet güzel temsil ediyor.














Resident Evil'dan Alice S.T.A.R.S isimli komando birliğini yönlendirmekle yükümlüdür. Genlerindeki deneysel çalışmalar sonucu epey güçlendirilmiştir.















Chuck'tan tanıdığımız ve iyikide tanıştığımız CIA ajanımız Sarah Walker. Asıl görevi gerzek Chuck'ı korumaktır. Sarah yakın dövüşün yanı sıra bıçak atmada da uzmandır. Sarah, bıçaklarını genellikle ayak bileğinde taşımaktadır.  (Sarah lise yıllarında diş teli de takmaktadır.) işte o yıllar diş teli takanlar böyle oluyor !!












Catwoman, Selina Kyle olarak tanınan Batman'in ilgi duyduğu birisi, sadece Batman değil bizlerde fazlasıyla ilgi duyuyoruz, özellikle kedi seven ben =) kahraman olduğu söylenemez, kendi çıkarları için hırsızlık yapan yaramaz bir kedidir. Wizard dergisinin "Tüm Zamanların En Büyük 100 Kötüsü" listesinde 51. sırada yer almış. Yinede biz onu olduğu gibi kabul ediyoruz =)






Elektra bütün sevdiklerini kaybeden içi nefretle dolu, hatta ölüp yeniden dirilen, eğitimli bir katil. Daha sonra güzelliği kalbine yansıyaraktan hak yolunu buluyor. İleri derece savaş sanatı bilip Daredevil'ın sevgilisi oluyor.






Blade'in takımında yer alan Abigail Whistler, Blade'in can yoldaşı Whistler'ın kızı, attığını 12'den vuran vampirlerin korkulu rüyası, bizimde rüyalarımıza giriyor ama korkulu değil ;) Jessica Biel için ayrıca hayranlık yazısı yazmam gerekir.













Geldik Walking Dead'in Maggie Greene'ne, masum bir çiflik kızıyken zombie savaşçısına dönüşen ama masum güzelliğinden birşey kaybetmeyen, orda Rick, Daryl gibi cengaver adamlar varken gidip çekik gözlü elemana vurulmayı başarabilen güzellik.













Son olarak Tomb Raider. İngiliz maceraperest ve arkeolog Lara Croft, tam bir amazon, tabancalarıyla ordan oraya hoplayıp zıplayan, gönüllerimizin ve "en başarılı kadın video oyun karakteri" ünvanıyla Guinness rekorlar kitabının şampiyonu, 1996 yılından beri takipçisiyiz çünkü oyunda da poposunun ardından oyuna hükmediyoruz, hey gidi yıllar =D













Aeon Flux'u eklemeyi unutmuşum ama olsun yinede ekleyeyim =)









Böylece listemizin sonuna gelmiş bulunuyoruz, aslında başka başka kadın savaşçılarda vardı ama ben bu kadarını yazmakla yetindim. Yorum kısmına ilk 3'e kimleri koyduğunuzu yazabilirsiniz. Yapacağınız seçimler için şimdiden kolay gelsin =)



24 Temmuz 2013 Çarşamba

Bizim Yaşadığımız Aşk Tek Atımlıktı !!


 


Galiba bizim yaşadığımız aşk tek atımlıktı ve biz onu bir kerede diktik kafaya.  diyor.

Sonra, sonra aşk zomu olduk, kalbimiz döndü. Beyniniz ? O zaten hiç karışmamıştı bu meselelere, karışmazdı. Şuanda da karışmadığı gibi....

Ne onsuz yapabiliyordu ne de onu geri isteyebiliyordu ! İğrenç birşeydi bu, istemesi gereken birşeyi isteyemiyordu. Yazdığı bütün şiirler, öyküler, isyanlar onun için, parçaladığı bütün edebiyat, lanet harfler onun için yanyana diziliyor, cümle olup kalbinden birer yaş gibi onun için dökülüyordu. Gülüşleri, öpüşleri, ihtirasla sevişmeleri, o kelimelerin içinde yaşıyor ve gidişleri her noktanın sonunda yer alıyordu.


23 Temmuz 2013 Salı

Poponuzu Düşünen Marka



Hani ciddi ciddi poponuzu düşünüyoruz diyor Levis =D helal olsun adamlara popoya göre pantolon yapıyorlar. Bunun danscısı var, yogacısı var, ofis kezbanı var. Hepsi farklı farklı popolara mensup kızlar, adamlar yememiş içmemiş kafa patlatmış abi, cidden takdir edilesi bir durum. O değilde bu fikrin sahibini düşünüyorumda ne gördün izledin de böyle uçuk bir fikir geldi aklına =D ya da birşeylerdenmi muzdaripti, ciddi ciddi düşündüğün zaman bunu yakışanıda daracık giyiyor yakışmayanıda, gözlerimize yazık deyip kafayı kırmış amcam. Gerçektende yakışmadığı halde daracık giymekte inat edenlere acaip kıl oluyor ve onları haftanın out'u ilan ediyorum.

Toprak Olsam




Toprak olsam yeniden, toprak,
Çocuklar koşsa, papatyalar bitse bağrımda
Belki sen gelir karışırsın o papatyaların arasına 
Taç yapar gülümsersin yine hayata,

Toprak olsam yeniden, toprak,
 Bulutlar geçse üzerimden hayal kurulan, 
Yıldızlar kaysa aşıkların dilek tuttuğundan
 Yağmur serpelense, koksam mis gibi buram buram

Toprak olsam yeniden, toprak,
  Bir öğretmen gibi genç fidanlar yetiştirsem
Çınar oluşlarını izlesem, 
Özüme dönsem yeniden özüme

Kapkara toprak olsam yeniden,
 Kapkara toprak.


19 Temmuz 2013 Cuma

Howl's Moving Castle


Uzak doğuydu, animasyondu derken bende Hayao Miyazaki filmi olan "Howl's Moving Castle(Yürüyen Şato)" ile gireyim dedim mevzuya, 2004 yapımı olan film Diana Wynne Jones'un kitabından uyarlandı. Öncelikle Miyazaki'den bahsetmek gerekirse 72 yaşındaki yönetmen animasyonun en büyük ustalarından biri olarak kabul edildiğini belirtmem gerekir. Yani uzakdoğu animasyonları arasında sefere çıkacaksanız öncelikle büyük ustadan başlayın derim =D Aslında sevdiğim yönetmenlerin filmlerini paylaşıyorum, öncelikle onları anlatan postlar hazırlasam hiçte fena olmazdı. 



Filmimizin öyküsünden biraz bahsedecek olursam ana karakterlerden Sophie şapkacıda çalışan şirin bir kızdır. Günün birinde kötü adamlarla kovalamaca içinde olan Howl'la karşılaşır. Ancak Howl'ı kovalayan kötü adamlar Sophie'de musallat olurlar. O anki kovalamacadan kurtulsalarda daha sonra kötü cadının büyüsüne maruz kalan Sophie 90 yaşına dönüştürülür. Sophie yaşlanmanın verdiği üzüntüyle kimseye görünmeden Howl'dan yardım almak için yola koyulur. Yolda karşılaştığı ilginçliklerle Howl'ın yürüyen şatosunu bulur. Bu sırada şatonun dışında patlak veren savaş ülkenin birlik ve beraberliğini tehdit etmektedir. Howl hem yapılan kara büyünün etkisini yok etmek hem de ülkedeki savaşı bertaraf etmek için Sophie ve arkadaşlarıyla mücadeleye koyulurlar. Film kendi içinde fazlasıyla ayrıntı bulundurduğu için daha fazla anlatıp saçmalamak istemiyorum =D birde bu tarz filmlere yapılan en haksız ön yargıda çocuk filmi denmesidir. Böyle düşünüp güzelim filmden kendinizi mahrum bırakmayın, izleyince pişman olmayacağınız biliyorum, şimdiden iyi seyirler. IMDb 8.1/10